logo

Sitemize hoşgeldiniz.
Tarih: 05-20-2012
Saat: 16:22

MJoRaYuLuN

MJoRaYuLuN Kişisel Blogu | Buğra Bayrak
Site Map Contacts anasayfa

Üye Panelİ

Anket

    • Site tasarımını nasıl buldunuz?

      Sonuçları Gör

      Loading ... Loading ...
  • REKLAM

    ETİKETLER

    TAKVİM

    Kasım 2010
    Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
        Ara »
    1234567
    891011121314
    15161718192021
    22232425262728
    2930  

    REKLAM

    SON YORUMLAR

    Nerdeyim: Anasayfa » Arsivde Kasım 2010
    yazarYazar: admin | tarihTarih: 22 Kasım 2010 / 19:45
    open source video, online video platform, video streaming, video solutions
    yazarYazar: admin | tarihTarih: 22 Kasım 2010 / 19:03

    Namaz Nedir?

    Namaz, İslam’ın en önemli ibadetlerinden biridir. Peygamberimiz namaz için ‘dinin direğidir’ demiştir. Namaz kılmak, ergenlik çağına gelmiş, akıl sahibi kimseler için farzdır. Namazı terk etmek dinen sorumluluk getirir. Namaz, muayyen vakitlerde hususî hareket ve okuyuşlarla yerine getirilen bir ibâdettir.
    Namaz, Allah’ın kudretini idrâk eden ve büyüklüğü karşısında hayranlık duyan insanın, bu hürmet ve hayranlığını en münasip söz ve hareketlerle dile getirmesidir. Yahut da aynı hareketleri tekrarlamak suretiyle bu hürmet ve hayranlık duygularını kuvvetlendirmesidir.
    Namaz, kulun günde 5 defa Yaradanın huzuruna çıkması, divanında durması demektir. Bu yüce divanda, arada hiçbir vasıta olmadan her türlü dilek ve ihtiyacını, kul, bizzat Allah’a arzeder, O’na sığınır, yalnızca O’ndan yardım diler.
    Kur’an okumak başlı başına bir ibâdettir. Namazda bir miktar da Kur’an okunmaktadır.
    Mü’minlerin birbirleri ile selâmlaşmaları ayrı bir ibâdettir. Namaz sonunda selâm da vardır.Namaz içinde yemeyi, içmeyi terk gibi oruca ait yasaklar bulunduğundan, namazda oruc da mevcuttur.Namazın zekât ve hacc ile de alâkası vardır. Çünkü namaz, vücudun ve ömrün zekâtıdır. Namazda kıbleye dönülmesi ise, hacca bir işârettir.Namazın farz oluşunu inkâr etmek, mü’mini dinden çıkarır. Ancak farz olduğunu inkâr etmeksizin tembellikten dolayı bu ibâdeti yapmayan kimseler ise, mânevi yönden büyük zarar ve kayıplara uğrarlar.Allah Teâlâ müslüman olan her erkek ve kadına, günde 5 vakit namazı farz kılmıştır.Beş vakit namaz, kırk rek’at eder. Bunlardan onyedi rek’ati farzdır. Üç rek’ati vâciptir. Yirmi rek’ati sünnettir.

    Şöyle ki:
    Sabah namazı Dört rek’attir. Önce, iki rek’at sünneti, sonra iki rek’at de farzı kılınır. Bu sünnet, çok kuvvetlidir. Vâcip diyenler de vardır.
    Öğle namazı On rek’attir. Önce, dört rek’at ilk sünneti, sonra dört rek’at farzı, farzdan sonra da iki rek’at son sünneti kılınır.İkindi namazı Sekiz rek’attir. Önce, dört rek’at sünneti, sonra dört rek’at farzı kılınır.Akşam namazı Beş rek’attir. Önce üç rek’at farzı, sonra iki rek’at sünneti kılınır.
    Yatsı namazı Onüç rek’attir. Önce, dört rek’at sünnet, sonra dört rek’at farz, sonra iki rek’at son sünnet, bundan sonra üç rek’at, Vitir namazı kılınır.

    Niçin Kılınır?

    Namazı, kulluk görevimizi yerine getirmek, Allah’ı sıkça anmak için kılarız.
    Namazlarda kalbimizi Allah’a açar, ona dua eder, ona sığınırız. Dileklerimizi ve halimizi ona arz ederiz.
    Namaz kılmakla, aynı zamanda Allah’a şükür borcumuzu da yerine getirmiş oluruz.
    Namaz kılan bir kişi, Allah’a yakınlaştığı için kötülüklerden uzaklaşır. Bedenini ve ruhunu temiz tutar. Günahlardan arınır.
    Namaz insanı kötülüklerden uzak tutar, çünkü günde 5 defa Allah’ın huzurunda namaza duran bir insan bir kötülük yapacağı zaman, Allah’ı daha çabuk hatırlar ve Allah’ın kötülük yapanları sevmediğini düşünerek yapacağı kötülükten vazgeçer.
    Günde beş vakit namaz kılan bir insan, daima Allah’ı hatırlar ve kendisini her an O’nun huzurunda hisseder. Bu ise, o insanın aklında kötü düşüncelerin barınmasına fırsat vermez. Verse bile çıkarıp atmasına sebeb olur.
    Namaz, mü’minin günlük hayatını da düzenler. Günde beş vakit, belirli vakitlerde Allah’ın huzurunda bulunma zarureti, insanı belli bir düzen ve disiplin içinde yaşamaya sevkeder. İşlerini, namaz vakitlerinin hâsıl ettiği zaman dilimlerine göre tanzime mecbur eder. Böyle düzenli ve disiplinli bir şekilde yapılan çalışmalar ise, insanı hayatta huzurlu ve başarılı kılar.
    Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (SAV) namazla ilgili olarak şöyle buyuruyor: ” Birinin kapısının önünden bir nehir geçse, günde beş kere yıkansa kirden iz kalır mı? Namaz da böyledir.”

    yazarYazar: admin | tarihTarih: 22 Kasım 2010 / 2:07

    Cami imamı Abdullah hoca, bir iş için resmi dairelerden birine gider. Kendisinden TC kimlik numarası istenince, en yakın internet- cafenin yolunu tutmak zorunda kalır.
    Cafenin kapısından girerken levhada yazılı isim ‘fesubhânallah’lar, estagfirullah’lar çektirir hoca efendiye, hem de peşpeşe:
    CEN.NET CAFE
    Cafe işleten delikanlıya:
    - Evlâdım T.C. kimlik numarası istediler benden, yardımcı olabilir misin?
    - Tabi amcacım, siz şuraya oturun, şu işimi hemen bitirip sizinle ilgilenirim.

    Abdullah hoca başlar beklemeye. Böylelikle bulundugu mekânı inceleme fırsatı da geçer eline. Demek ki gençlerin girip bir türlü çıkmak bilmedikleri, internet-cafe denilen yer burasıdır. Gözüne takılan her detaydan rahatsız olarak, huzursuz bakışlarla etrafını süzer durur. Evin bodrumunda kurduğu fare tuzakları gelir aklına. Küçücük bir peynire tutsak olan fareler nasıl kapandan çıkamıyorlarsa, ayrı telden, ayrı telden oyunlara yakalanan gençlerin de buradan çıkamadıklarını düşünür. Bir ‘fesubhanallah’ Bir ‘fesubhânallah’ daha çeker ve:
    - Ähir zaman fitneleri işte canım, der kendi kendine.

    Hoca efendinin huzursuz olduğunu fark eden delikanlı hemen bir çay söyleyince, kendisine ikram edilmesinden memnun olur. En azından bu da bir hürmet ifadesidir. ‘Aferin’ derken içinden, hayıflanır, istemeden:
    - Yazık oluyor bu gençlere, hayatlarını heder ediyorlar.
    Boşa hayıflanmanın, vah vah demenin, bir faydası olmayacağını bildiği için, delikanlıyla hasbihal etmeye karar verir:
    - Delikanlı sana bir şey soracağım ama bilmem ne düşünürsün?
    - Buyurun amca, ne soracaktınız?
    - Sen Allah’ı bilir misin?
    Birbirine girmiş, hiçbir şekle benzetemediği jöleli saçları, her baktığında bir ‘fesubhanallah’ daha çektiği sakal şekliyle bu delikanlıdan aldığı cevap, hoca efendiyi pek şaşırtır.
    Cafeyi işleten delikanlı gülümseyen gözlerle bakarak:
    - Kul, kendisini yoktan var edip hayat bahşeden, düşünecek akıl, görecek göz veren Rabbini nasıl bilmez amca?
    Hayretle sormaktan alamaz kendisini:
    - Biliyor musun? Peki neyle biliyorsun Allah’ı, bana bir anlatır mısın?
    Delikanlı eliyle cafedeki bilgisayarları göstererek cevap verir:
    - Bu bilgisayar ile biliyorum amca.
    - Bunlarla mı? Pek anlayamadım.
    - Bu bilgisayarların varlığı benim nazarımda Allah’ın varlığının en açık delillerinden biridir. Bilgisayar kullananlar gayet iyi bilirler amca, böyle bir makine, ancak bir mühendis ve üstün bir teknoloji ile var olabilir. Ateistin en önde gidenine sorsan, bu zımbırtının tesadüf eseri oluşmayacağını, mutlaka birisi tarafindan yapılmış olduğunu söyler sana. Meselâ Darwin kalkıp dirilse, şu laptopu göstersen, desen ki: ‘Bu alet, şu hesap makinesinin tesadüfler zinciriyle evrimleşmiş hâlidir.’ Darwin bile ‘çüş lan deve’ der.
    Abdullah Hoca delikanlının anlattıklarından hoşlanmıştır. Keyiflenir:
    - Bilgisayarın kendiliğinden yapıldığını kabul etmeyen adam, onu yapan insanın yaratılmış olduğuna gelince kıvırıveriyor değil mi evlâdım?
    - Bak amca, burada 20 tane bilgisayar var, bunlar bir sistemle birbirine bağlı, hepsi bir program tarafından idare ediliyor. Bu sistemi ben kurdum, burayı ben çekip çeviriyorum. Buradaki düzen benden sorulur; yani bir anlamda da farz-ı muhal, haşa, buranın Rabbi benim. Bazen oyun oynayıp, interneti kullanıp para ödemeden sıvışmaya kalkanlar oluyor. Hemen yakalıyorum onları. ‘Gel bakalım! Nereye gidiyorsunuz böyle? Buranın nimetlerinden faydalanıp başıboş bırakılacağınızı mı zannettiniz? ‘Paramız yok abi! ‘ derlerse; ‘Yok öyle yağma! ‘ deyip cezalandırıyorum. İnternet kafeyi temizletiyorum: paspas yapıyorlar, camları silip tuvaleti temizlettiriyorum. Bir saat oyunun, internetin bedeli olur, bunun hesabı sorulur da, sayısız nimetlerle dolu koca bir ömrün hesabını sormazlar mı insana? Bir kafenin bile işlerini düzenleyen, tertip eden biri varken, koca kâinatı kusursuz işleyen bu sisteminin bir kurucusu olmaz mı? Olmaz diyenin ahmaklığını bütün noterler tasdik etmez mi?
    - Vallahi evlâdım pek takdir ettim seni. Peki Allah’ı nasıl bilirsin, neye benzetirsin?
    -Ben Allah’ı hiçbir şeye benzetmeden bilirim amca.
    - Bunun böyle olacağını nasıl bildin evlâdım?
    Delikanlı eliyle bilgisayarları işaret etti:
    - Yine bunlar sağ olsun. Bu bilgisayarları yapan mühendisler başka, bilgisayarlar başkadır. Birbirlerine benzemezler. Programı yazan insan başkadır, ortaya konulan program ise bambaşka. Bilgisayarda yüklenmiş bilgiler vardır, fakat benim bilmem yine başkadır. Kamerası vardır, ses düzeni vardır ama benim gözlerim ve duyup konuşmam farklıdır.

    Abdullah amca çocuğun feraset ve anlayışını çok beğenmişti. Sorduğu sorulara aldığı cevaplar, gayet mantıklıydı ve berrak bir imana işaret ediyordu. Aslında buradaki işi bitmiş, kimlik numarasını çoktan almıştı; ama muhabbete devam etmek istedi.
    - Peki varlığına inandığın Rabbin için ne yapman gerektiğine dair ne biliyorsun?
    - Ne yapmam gerektiğini biliyorum amca, fakat ne kadarını yapabildiğim hususunda kendimi yeterli görmüyorum.
    - Ne bildiğini söylersen, neler yapabileceğine dair yardımcı olabilirim belki evlâdım.
    - Neler yapmam gerektiğine dair şuradan biliyorum amca: Öncelikle, Rabbim bana bir gönül vermiş. Kendisini bilmeyi nasip edip muhabbetini gönlüme yerleştirmiş. Ben de gönlümde sadece O’na ve sevdiklerine yer vermeliyim, O’nun istemeyeceği şeyleri gönlümden uzak tutmalıyım. İkinci olarak bana verdiği dili razı olmayacağı sözlerden korumalıyım. Her zaman O’nu söylemeli, O’nu anlatmalıyım. Son olarak bana verdiği bu bedeni onun razı olacağı şekilde kullanmalı, bir gün toprak olacak vücudumu O’nun yolunda eskitmeliyim. Benim bildiğim bundan ibaret.
    - Ee evlâdım daha ne yapacaksın, başka bir şey kalmadı ki!
    - Efendim yapmalıyım, etmeliyim diyorum ama, bal demekle ağız tatlanmıyor ki!
    Gidilecek yolu bilmek ayrı, usulüyle yolda yürüyebilmek apayrı bir şey. Yine bilgisayar tabirleriyle söylemek gerekirse, Şeytan denilen melun HACKER, benim sistemimde ki NEFS virüsünü aktif hale getiriyor. Üstesinden gelebilene aşk olsun. Etkili bir anti-virus programı bulmam lazım belki de..
    - Ben biliyorum, dedi Abdullah Hoca ve ekledi: “NAMAZ”
    - Eveeet amca, “NAMAZ” anti-virus programlarından birisidir. Hayat sistemine kurup, günde beş kere de bağlanırızi. Böylece sürekli güncellenir.

    yazarYazar: yesim | tarihTarih: 22 Kasım 2010 / 1:24

    Farkındayım

    Farkındayım bende hayatımdaki sahte varlıkların. İstesem temizlemesinide bilirim. Ama bunca sahteliğin samimiyetime ihtiyacı var…

    Yaradan’dan Ötürü

    Sen benim; Yaradan’dan ötürü yaradılanı sevişim, Bir adım gelene on adım gidişimsin.. Ve herkesi olduğu gibi kabul edişimsin

    H.z. Mevlana

    yazarYazar: yesim | tarihTarih: 22 Kasım 2010 / 1:18

    Bazen düşünüyorum yanlızım!Bunu biliyorum sadece…Sadece yanlızlık mı benimle ?Ben yanlızlığı seviyorum sensizlik diye
    Yanlızlık bana sensizliği öğretiyorBen seni zaten seninle seviyorumSensizliği yanlızlığa bırakıyorumO benim öğretmenim..Ben öğretmenimle yaşıyorum..

    yazarYazar: yesim | tarihTarih: 22 Kasım 2010 / 1:16

    hayat
    beni gözlerimden öptü… bir filme sığmadı acılar! şiirsiz geceydim,
    yalnızdım, ayrılıklar anlamsızdı. saklama artık gözlerini bırak! bırak
    biraz yağmur yağsın… sonra, sonra bir sen kal… ardımızdan yüzlerce
    kuş öttü. dilimizde dostluğun türküsü. hayat beni ilk kez gözlerimden
    ……öptü!

    yazarYazar: admin | tarihTarih: 22 Kasım 2010 / 1:15

    Aslında çok şeydir, Türk olmak.
    Türk olmak,
    Osmanlı’nın borcunu ödemektir. Hovarda babanın borçla yaşayan evladı gibi.
    Kosova’da ve Bosna’da, Batı Trakya’da ve Makedonya’da bilmem kaç asır geçmişte kalan meselelerin hesabını vermektir.
    Türk olmak;
    - Kıbrıs’ta,
    - Hocalı’da,
    -Anadolu’da ve Balkanlar’da soykırımına uğrayıp, karşılığında yapmadığın soykırımıyla suçlanmaktır.

    Türk olmak;
    - faşist olmaktır, vatanına, milletine, bayrağına, tarihine sahip çıktığında.
    - demokrat ve çağdaş olmaktır, vatanına, milletine, bayrağına, tarihine sövüldüğünde.

    Türk olmak;
    - lisanının Avrupa’da yasaklanmasıdır ve yine Türk olmak kendini ve derdini anlatamamaktır.
    - Avrupa’da hor görülmektir Türk olmak,
    - ataların bir çok asır önce Viyana’yı kuşattığı için ve hoş görülmemektir- tabii ki – sadece kuşatıp; Napolyon gibi bütün Viyana’yı yakmadığın için.

    Türk olmak;
    - Selanik’te Pontus Anıtı’nın,
    - Viyana’da çiğnenen yeniçeri minberinin ve
    - Malta’da papazın üzerine bastığı Türk bayrağı heykelinin önünden geçmektir.

    Türk olmak zordur, çetindir ve eziyetlidir.
    - üç kıtadan dönüp,
    - bir küçük yarımadada misafir muamelesi görmektir.
    - sayısız imparatorluk kurmak Türk olmaktır,
    - aynı zamanda sayısız imparatorluk yıkmak da Türk olmaktır.

    Türk olmak;
    - arabaya koşulan ilk atın vatanında,
    - ilk yazılı antlaşmanın imzalandığı yurtta,
    - yazının bulunduğu,
    - paranın icat edildiği,
    - her metrekaresinden bereket fışkıran bu yurtta,
    - kalkınmak için yabancı sermaye beklemektir.

    Türk olmak;
    - Truva’dan bu yana,
    - Sümer’den bu yana serpilerek gelse de,
    - tarihten eski bu topraklarda,
    - bütün zamandan damıtılarak gelen yüksek değerlerine rağmen,
    - bir haftalık hafıza ile yaşamaktır.-
    - Doğu Roma’yı da
    - Batı Roma’yı da yıkıp,
    - yeni Roma olan AB’ye girmeye çalışmaktır, Türk olmak.

    Türk olmak,
    - Mostar’da köprüdür,
    - Kerkük’te kaledir,
    - İstanbul’da Kızkulesi’dir,
    - Anadolu’da buğdaydır,
    - Çukurova’da pamuktur,
    -Güneydoğu’da tütün,
    - Ege’de üzüm,
    - Karadeniz’de fındık,
    - Trakya’da ayçiçeğidir.

    Türk olmak;
    - Çanakkale’de ölmektir.
    - Çanakkale’de ölmeden önce düşmana su vermektir,
    - onun yaralısını sırtında kendi hastanesine taşımaktır.
    - düşmanın ardından rahmet okumak,
    - kanlısından helallik almaktır.
    - sabahları odana rahmet dolsun diye, camı açmaktır.
    - kar yağdığında kayak yapmayı değil, evsizleri düşünmektir.
    - balkon köşesine kuşlar için, kışın ekmek kırıntısı, yazın su koymaktır.
    - yağmura “rahmet”,
    - kara “bereket” diye bakmaktır.

    Türk olmak;
    - harap bir ülkede,
    - zengin ülkelerin müstemlekesini reddedip,
    - tahtadan kılıç ve ipten üzengi ile,
    - paylaşacak ve sahiplenecek tek varlığı fakirlik olmasına rağmen,
    - yedi düvele meydan okumaktır.

    Türk olmak;
    - askere davul-zurna ile uğurlanmaktır,
    - belki de dönmeyeceğini bilerek.

    Türk olmak;
    - annenin şehit oğlunun ardından ‘Bir oğlum daha olsun, onu da vatan için göndereceğim.’ demesidir.
    - Babanın gözyaşlarını tutarak, tabutuna son kez dokunurken ‘Vatan sağ olsun! ‘ demesidir.

    Türk olmak;
    - ‘Türk çayinda radyasyon olmaz! ‘ yalanları ile,
    - ‘Gusul abdesti alana AIDS bulaşmaz! ‘ dolanları ile yaşamaktır.
    - her hükumetin enkaz devraldığı ama asla ardında enkaz bırakmadığı ülkede olmaktır.

    Türk olmak;
    - ecdadın yaşadığı kıtlıktan dolayı, çayın yanında gelen şekerden fazla olanı garsona geri vermektir.
    - Aynı nedenle Türk olmak, yemeği ziyan etmekten korkmaktır.
    - Göz hakkına, diş kirasına saygıdır.

    Türk olmak;
    - Evindeki bir kap aşın yarısını Tanrı misafirine vermektir.
    - Kendi yerde, misafiri döşekte yatırmaktır Türk olmak.

    Türk olmak;
    - milli maçta ağlamaktır.
    - Ayhan Işık’a, Belgin Doruk’a aşık olmaktır.

    Türk olmak;
    - aşkını ölesiye sevmektir.
    - aşkı için ölmektir, öldürmektir.
    - sevdiceğinin elini bir kez tutamadan, toprağa girmektir.
    - en güzel aşk şiirlerini yüreğinde hissetmektir.
    - Eşkıyaya türkü yakmaktır, Türk olmak.
    Milletine sövmektir, ama başkasına sövdürmemektir, Türk olmak.

    Türk olmak;
    - Yunus’u bilmektir,
    - Asık Veysel’i sevmektir.
    - Mevlana’yı, Hacı Bektaş-ı Veli’yi ve Hoca Yesevî’yi
    - tek bir satırını okumasa da yüreğinde taşımaktır.

    Türk olmak;
    - saz çaldığında,
    - ney üflendiğinde,
    - kös dövüldüğünde ve kaval çaldığında,
    - yüreğinin derinlerinde bir sızı sezmektir, bir de Yemen Türküsü’nde…
    - Kendisine verilene ‘Nasip’,
    - verilmeyenlere ‘Kısmet’ diyebilmektir.
    - her işin ‘Hayırlısına’ inanmaktır ve
    - ağlamamak için çok gülmekten çekinmektir.

    Türk olmak;
    - Asya’da batılı,
    - Avrupa’da doğulu diye tepki görmektir.
    - Irk sözünü bilmeden yaşamak, yaratılanı Yaradan’dan ötürü sevmektir.
    - Magazin programları ile dizilerin arasına sıkışsa da,
    - silkinip üzerindeki ölü toprağını atabilmektir.

    Türk olmak;
    - mahalle maçı için aynı saatte, on kişi buluşamazken,
    - milyon kişinin bir araya gelmesidir.
    - tavla oynarken bile kavga ederken, milyon kişinin kavga etmeden gösteri yapabilmesidir.

    Türk olmak;
    - buhran zamanında Arjantin’de de mağazalar yağmalanırken,
    - daha ağır buhranda sıraya girerek,
    - sorumlusuna en ağır cezayı tek bir cam kırmadan sandıkta kesmektir.

    Türk olmak;
    - en zayıf gününde bile dünyaya meydan okumak,
    - en dertli gününde bile her ufunetin bir şafakta biteceğini bilerek tevekkül göstermektir.

    Zor iştir Türk olmak.
    Türk olmak;
    - Anadolu’da her düşen yağmur damlasına hamd etmek,
    - her çıkan başak için şükretmektir.

    Türk olmak;
    medeniyetler mozaiği Anadolu’da dik durabilmek ve büyük önder Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyeti, ilelebet payidar kılıp “ne mutlu Türkü’m” diyebilmektir.

    Yazan: Ufuk Gökçen

    yazarYazar: yesim | tarihTarih: 22 Kasım 2010 / 1:15

    Ölüm; ben onu çiçeklerle giderken gördüm. Ölüm; ben onu yaşamları bilerken gördüm. Obur doymazlıkların obur açlıklarında, Ölüm; ben onu, varlıkları silerken gördüm.
    Ama bir de yokluğun ve yüreğin önünde; Ölüm; ben seni utanç ile titrerken gördüm.

    yazarYazar: yesim | tarihTarih: 22 Kasım 2010 / 1:12

    Mahşeri
    Bekliyorum.Söyleyecek çok Sözüm var orda.Sen Sıratta yürürken.Ayağına
    ben takılacağım.Ve Düşeceksin Susmalarımın ortasına.Yanacaksın
    yalanların kadar.İhanetin kadar acı çekeceksin.Sakın sorma.Bu yüreğe ne
    kadar acım dokunmuş olabilirki diye..Sen anlamazsın.Sadece Bekle
    ……diyorum.Susuşlarımın ardında Bir Cehennem Saklıyorum …

    yazarYazar: admin | tarihTarih: 22 Kasım 2010 / 0:38

    Umudum Olurmusun? Ben, sen gibiyim. Ya sen, ben olurmusun? Ben, durulmak istemeyen bir nehir. Sen, üzerimdeki virane sal olurmusun? Açsam diyorum, yüregimin Tüm kapılarını sana. Sen, içeri süzülen sevdam olurmusun?Ama ben uslanmadım. Ben, sen gibi karanlıkta gün’ü yasadım. Bir dilenci misali soruyorum: Gün’ümdeki karanlıgı yırtan umudum olurmusun ??

    Toplam 2 sayfa, 1. sayfa gösteriliyor.12